• YeniSitemiz Yayına Girmiştir.





  1. EKONOMİK YÖNDEN GLOKOM HASTALIĞI
  2. GÖZ TEMBELLİĞİ NEDİR VE NASIL TEDAVİ EDİLİR ?
  3. MULTIFOKAL GÖZİÇİ LENSLERİ


EKONOMİK YÖNDEN GLOKOM HASTALIĞI


Glokom hastalığı görme sinirinin özel bir şekil ve sırayla hasar görmeye başlamasıdır. Göz içi basıncı görme sinirine zarar verecek boyutta yükselmiştir. Görme sinirinin hasarına bağlı olarak görme alanında, glokoma özgü bir şekilde kayıplar oluşmaktadır. Glokomun en yaygın şekli olan primer açık açılı tipinde gözde çok önemli miktarlarda hasarlar oluşmadan kişi hastalığı ile ilgili hiçbir rahatsızlık hissetmemektedir. Bu açıdan hastalık çok sinsi bir şekilde başlamakta ve ilerlemektedir.

Glokom hastalığının nedeni henüz tam olarak aydınlatılmamıştır. Ancak hastalığın gelişmesinde önemli olan risk faktörleri belirlenmiştir. Risk faktörleri arasında ileri yaş(40 yaş ve üzeri), genetik yapı, migren hastalığı, ailesinde glokomlu bulunması, diabet (şeker hastalığı), sistemik kan basıncının yüksek yada düşük olması, miyopi mevcudiyeti, hastalığı nedeniyle uzun sürelerde kortizon(steroid) kullanmış olması, gözde yaralanma veya önemli bazı hastalıkların geçirilmiş olması sayılabilir. Bu faktörlerden biri yada daha çoğu bulunan kişilerin, hastalığın sinsi gelişiyor olması bakımından periyodik olarak kontrol edilmesi gerekmektedir.

Glokomun fertler için önemli olan bilimsel-medikal yönünün yanında, sağlık hizmeti ve ekonomik yönüde toplumlar için çok önemlidir. Ancak gerçek olan şey bu iki bakış açısının zaten birbirnin içinde bir bütün oluşturuyor olmasıdır. Önemli olanı hem ferdi hemde ekonomik yönünün birlikte ele alınarak sağlam bir politika saptanmasıdır. Ekonomi politikasının aynı zamanda fertlerin sağlığının korunmasından da ödün vermiyor olması gerekir.

Ülkemizde tanı koyucular(göz hekimleri) açısından da zorluklar vardır. Hastanelerde göz poliklinikleri önündeki kuyruklar hepimiz için bilinen bir husustur. Bu yoğunluğa cevap vermeye çalışan göz hekimlerinin glokom riski taşıyan hastalarına yeterince zaman ayırmakta zorluk çekmeleri mümkündür. Zira hastalık çok bilinmeyenli bir denklem görünmektedir. Tüm faktörlerin gözden geçirilebilmesi ve glokom riski altında bulunan kişide tedaviye başlanılmalı mı ? Sorusuna cevap bulunması gerçekten zordur. Zira bir ferde “sende glokom mevcut” denmesi o kişinin ömür boyunca ilaçlar kullanması anlamına gelmektedir. Bunun fert ve ülke ekonomisi bakımından maliyeti çok yüksektir.

Risk altındaki populasyonun periyodik kontrolü tanı için uygulanan tetkikler ile bu işlere ayrılan zaman dikkate alındığında daha glokom tanısı konulmadan riskli populasyonun ve onunla birlikte ülke ekonomisinin belirli bir yük altına girdiği söylenebilir. Ancak glokom tanısı konmuş olan fertlerde de bu tetkiklere yine ömür boyu devam edilmektedir. Buna ilave olarak kişi, ilaç kullanmaktan ve yaşamına glokomun zaman içinde körlüğe yol açması korkusu içinde devam etmek zorunda kalmaktadır. Yani ekonomik sıkıntılara hastalığın getirdiği stres de eklenmektedir. Bu durum fertleri daha da çok rahatsız etmektedir.

Özetlemek gerekirse glokomun topluma maliyetini üç önemli başlık altında toplamak mümkündür.
  1. Tedavi eden kurumlara maliyeti
  2. Hastalığın yapmış olduğu hasara bağlı olarak kişilerin üretim kabiliyetinin azalmasına bağlı maliyet
  3. Ölçülemeyen masraflar, yani fertlerin yaşam kalitesinin azalmasıyla ilgili masraflar, ki bu bölümün hesaplanması mümkün değildir.

Ülkemizde maalesef bu konuda rakam vermek mümkün değildir. İngiltere de yapılan araştırmalarda glokomun ölçülebilir masrafının 1990 da 132,5 milyon pound, doğrudan masrafların 61,3 milyon pound ve üretkenlik kaybına bağlı olarak 45,3 milyon pound olduğu (yaklaşık 700 milyon YTL), ABD de ise bu nedenle yıllık ekonomik yükün 1 milyar doları aştığı(1998) ifade edilmektedir. Glokomun yaşla artan bir insidense sahip olduğundan toplumun ortalama yaşının artmasıyla glokomlu sayıda artacak ve bu rakam daha da yukarılara tırmanacaktır. Özellikle kişilerin yaşam kalitesinin bozulması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan masrafların hesaplanması mümkün değildir.

Olayın diğer bir yönüde yoğun poliklinik yükü ve teknik donanımın yetersizliği yanında hastanın görme duygusunda glokom nedeniyle oluşulabilecek hasarın geri getirilemeyeceği gerçeğini göz önüne alan hekimlerin, hastalarına glokom olduklarından çok da emin olmadan, ilaç başlamalarıdır. Ülkemizde fertlerin ekonomik zorluklar ve beklide daha az duyarlı olmaları nedeniyle zamanında ve aksatmadan kontrollere gelemiyor olmaları gerçeği de bu şekilde davranmayı kolaylaştırıcı bir etken olmaktadır. Örneğin, glokomun en önemli risk faktörlerinden sadece birisi olan göz tansiyonu yüksekliği çoğu kez hastayı glokom kabul edip ilaç başlanması için yeterli bir sebep olarak kabul görmektedir. Oysa bu yanlıştır, tek başına göz basıncının yüksek olması, hatta normal olması kişinin glokomlu kabul edilip edilmemesi için yeterli olamaz.

Toplumda taramalar yapıp glokomluların saptanmasına çalışmak çok pahalıya mal olmaktadır. Zira bu taramalarda saptanan glokomlu oranı %1 ile 2 arasında değişmektedir. Yani glokomlu hastanın saptanması için 98 yada 99 kişi için boşuna emek harcanmakta ve masraf yapılmaktadır. Bu ekonomik açıdan hiç de rantabl görülmemektedir.

NE YAPILABİLİR?

  1. Glokom hakkında geniş kitlelere hitaben onların anlayabileceği dille düzenlenmiş özellikle de risk faktörlerini öğreten eğitici yayınlar yapılmalıdır.
  2. Glokom tanısını doğru koyabilecek asgari donanıma sahip olan merkezlerde risk faktörlerinden biri yada birkaçına sahip olanların tarama ve kontrolleri yapılmalıdır.
  3. Glokom tanısı konulan hastalara, tedavilerinin göz sağlıkları açısından ne kadar önemli olduğu mutlaka anlatılmalıdır.

Glokoma bağlı görme kaybını engellemenin tek yolu erken tanıdır. Glokom tanısı için günümüz teknolojisi bir çok yeni tekniği tıbbın hizmetine sokmuştur ve bu çalışmalar hızla devam etmektedir. Hastaların göz tansiyonlarının takibinin yanı sıra görme alanları incelenmektedir, yakın zamana kadar manuel yöntemlerle yapılmaktayken günümüzde bilgisayarlı görme alanları içlerindeki özel programları sayesinde daha hızlı ve daha doğru sonuçlara ulaşmanızı sağlamaktadır. Bu yöntemin belki de en zayıf yönü gördüğünü ifade etmesinin hastadan istenmekte oluşu yani subjektifliğidir. Şimdilerde subjektif olan bu yöntemin objektif yöntemlerle desteklenmesinin mutlaka gerektiği görüşü daha çok taraf bulmaktadır. Objektif yöntemler içinde en etkilisi görme sinirinin ve görme siniri tabakasının doğrudan incelenmesini sağlayan Optical Chorence Tomography yada Heidelberg Retinal Tomography yöntemleridir. Bu yöntemlerle görme siniri ve sinir lifleri 10 mikronluk kesitlerle incelenebilmekte ve görme sinirinin normallere göre ne kadar farklılık gösterdiği saptanabilmektedir. Bu muayene yöntemi çok kısa sürmekte ve hastalık hakkında objektif bulgular verebilmektedir.

Toplum taramaları yaparak glokomlu hasta aramak yerine risk faktörlerinin öğretilmesi ve şüpheli olguların göz tansiyon takibi, görme alanı muayenesi OCT ve HRT gibi objektif testlerin aynı mekanda yapılabileceği yerlerde kontrol edilmesinin fertler ve ülkenin ekonomisi açısından daha kazançlı olacağı bir gerçektir ve daha da önemlisi glokom açısından kişilerin çok daha etkin kontrol edilebileceği kanaatini taşımaktayım.

Glokom tanısı konulduktan sonra hastalık tamamen iyileştirilip ortadan kaldırılamaz. Uygun glokom tedavisi hastalığı kontrol altında tutarak fertlerin ömürlerinin sonuna kadar yeterli bir görmeye sahip olmalarını sağlayabilir.

Glokom tedavisinde göz içi basıncını düşüren çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Gerektiğinde laser tedavileri de, cerrahi tedavilere ek olarak uygulanmaktadır. Bu tedavilerin amacıda göz içi basıncını düşük tutarak görme siniri liflerinin canlı kalmasını sağlamaktır. Bazen birden fazla cerrahi tedavide gerekli olabilir.

Glokom tedavisine başlanan hastalar ilaçlarını düzenli olarak kullanmak ve bu arada yine kontrole gitmek zorundadır. Zira başlangıçta göz içi basıncını kontrol edebilen bir ilaç yada ilaçlar, bir süre sonra yetersiz kalabilmektedir.

SONUÇ:

Glokom kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Tedavi ve kontrolü ömür boyu sürer. Bu bakımdan hekimin rolü kadar hastanın kararlılığı da çok önemlidir. Ancak unutulmaması gereken nokta, çok önemli olan görme yeteneğinin devamı için bu kararlılık şarttır.

Prof. Dr. Erol YILDIRIM



GÖZ TEMBELLİĞİ NEDİR VE NASIL TEDAVİ EDİLİR ?


Göz tembelliği erken çocukluk çağında ortaya çıkan ve bir gözün yeterince görememesi neticesinde ortaya çıkan bir durumdur. Bir göz iyi görürken diğerinin aynı seviyede görememesi durumunda az gören göze tembel (amblyopik) göz adı verilir. Genellikle tel gözde görülür. Toplumda %2-3 oranında görülen bir durumdur. Göz tembelliği ancak küçük yaşlarda tespit edilebilirse tedavi edilebileceğinden, ebeveynlerin bu konuda son derece hassasiyet göstererek erken yaşlarda çocukların göz muayenesi olmalarını sağlamaları gerekmektedir.

NORMAL GÖRME NASIL GERÇEKLEŞİR?

Bebekler doğduklarında ancak belirli oranlarda görebilmektedirler. Gözlerini kullandıkça görme potansiyelleri artmaktadır. Ancak eğer gözlerinden birini yeterince kullanamazsa görmesi gelişemeyeceği gibi aksine azabilecektir. İlk 9 yaş içinde görme sistemi tam olarak gelişmekte ve daha sonra belirgin bir değişiklik olmamaktadır.
Her iki gözde eşit seviyede görme normal gelişim için gereklidir. Birçok meslekte (askerlik,pilotluk gibi) her iki gözde tam görme şart tutulmaktadır, ayrıca gözlerden birinin kaza sonucu kaybedildiği bir durumda diğer gözün durumu kişinin hayatını sürdürebilmesi için önem kazanacaktır.

GÖZ MUAYENESİ NE ZAMAN YAPILMALIDIR ?

Tüm çocuklar 4 yaşına kadar herhangi bir sorun olmasa da mutlaka muayene edilmelidir. Ailede benzer bir hastalığı bulunan bir kişi varsa 3 yaşından önce muayene edilmelidir.

NELER GÖZ TEMBELLİĞİNE YOL AÇABİLİR ?

Göz tembelliği gözlerin normal olarak kullanılmasını engelleyen her türlü durumda ortaya çıkabilir. Çoğu vakada göz tembelliğine yol açan durumlar kalıtsal olabilir. Özellikle ailesinde göz tembelliği olan çocuklar göz doktoru tarafından mutlaka muayene edilmelidir.

EN ÖNEMLİ ÜÇ NEDENİ ŞUNLARDIR:
  1. Şaşılık: Kayan gözde tedavi edilmediği takdirde genellikle tembellik oluşmaktadır.
  2. Kırma Kusurları: Bu durum gözlükle düzeltilmektedir. Tembellik tek gözün diğerine göre daha fazla myopik, hipermetropik yada asigmatik olmasıyla oluşmaktadır. Bulanık gören göz yok sayılır ve amblyopi gelişir. Gözler normal gözükmektedir ama tek göz diğerine göre daha az görmektedir. Görünüşde gözlerde herhangi bir problem olmadığı için tespit edilmesi en zor olan göz tembelliği budur. Aileler çocuklarının gözünde bir kayma tespit ettiklerinde hemen muayenesini sağlamakta ancak diğer durumlarda genellikle göz muayenesi okul dönemine kadar gecikmekte ve bu durumda da çoğu kez geç kalınmış olmaktadır. Bu nedenle 4 yaş öncesinde tüm çocukların şikayet olsun olmasın, mutlak suretle göz muayenesi olmaları gerekmektedir.
  3. Göz dokularının şeffaflığında bozulma: Katarakt yada görüntünün net olarak odaklanmasını engelleyecek her türlü durumda amblyopi gelişmektedir. Bu en ağır amblyopi tipidir.

GÖZ TEMBELLİĞİ NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Bu oldukça zor bir durumdur. Çünkü çocuk tek gözünün az gördüğünün farkında değildir. Tanı iki göz arasında görme farkının bulunmasıyla konur. Bebeklerde görme keskinliğinin tespiti zor olduğu için gözlerden biri kapatılarak cisimleri takibi kontrol edilir. Yada sağlam göz kapatıldığında bebek rahatsız olur. 4 yaş öncesi muayenede göz doktoru temel olarak şunları yapar. Gözlerde herhangi bir bulanıklık olup olmadığına bakar, göz bebeği bir damla ile genişletilerek, her iki gözün refraksiyon (kırma) değerleri ölçülür. Burada önemli olan nokta özellikle bir gözde, diğerinin çok üzerinde bir kırma kusuru olup olmadığıdır. Bunun dışında her iki gözdeki yüksek kırma kusurları da dikkate alınır. Kırma kusuru muayenesi dışında retina (görme zarı) ve optik sinir (görme siniri) muayenesi de yapılarak muayene tamamlanır.

Düşük görme her zaman amblyopi demek değildir. Bir çok durumda gözlük verilerek görme düzeltilebilmektedir. Ayrıca görmeyi azaltacak diğer durumlarda göz doktorunuz tarafından ekarte edilecektir. (katarakt, tümör, enflamasyon, vs..)

GÖZ TEMBELLİĞİ NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Göz tembelliğinde tedavinin esası zayıf gözün kullandırılmasına dayanır. Bu, sağlam gözün özel bir bandajla haftalar bazen aylar boyunca kapatılması ile yapılır. Önce gerekli olan gözlük reçete edilir. Çocuk bunu kullanmaya başlar ve beraberinde kapama tedavisi yapılır. Şaşılıkta eğer bir cerrahi müdahale yapılacaksa genellikle önce göz tembelliği giderilmeye çalışılır. Ameliyat öncesi belli bir dönem kapama tedavisi yapılır, ameliyat uygulanır, daha sonra bir müddet daha kapama yapılmaya devam edilir. Aileler ne yazık ki kayma ameliyatından sonra her şeyin yoluna girdiği düşüncesi ile kapama yapmayı bırakabilmektedirler. Tek başına cerrahi müdahale, oluşmuş göz tembelliğini gideremez. Göz doktorunuz kapamanın nasıl yapılması gerektiğini ve kapama sırasında ne gibi şeyler yapılması gerektiğini size açıklar. Bundan sonra ise tamamen sizin sabrınıza kalmıştır. Çocuklar kapama yapılmasından hiç hoşlanmazlar. Ve bunu reddederler. Ancak ebeveyn olarak bu dönem, sizin ilgi ve sabrınızla, başarılı bir şekilde yaşanabalir. Yaşamları boyunca göz tembelliklerinin mevcudiyeti nedeniyle yaşayacakları sıkıntıları düşünerek bu günlere sabırla yaklaşmalısınız.

Katarakt ve benzeri bir durum varsa neden göre ameliyat uygulanır.

Unutmayın ki amblyopi tedavisinin başarısı, amblyopinin ciddiyetine ve ne kadar erken yaşta tedavinin başladığına bağlıdır.

Başarıda en önemli nokta göz tembelliğinin teşhis zamanıdır. Eğer erken teşhis ve düzenli tedavi yapılırsa çoğu kez normal görmeye ulaşılabilmektedir. 9 yaş sonrasında yapılacak kapamanın herhangi bir faydası olmamaktadır. Katarakt gibi sebeplerle ortaya çıkan göz tembelliklerinde çok seri davranmak gereklidir. Erken bebeklik dönemlerinde cerrahi ve kapama tedavileri ile müdahale yapılmalıdır.

Tekrar hatırlatalım ki 4 yaş öncesinde tüm çocukların şikayet olsun olmasın, mutlak surette göz muayenesi olmaları gerekmektedir.
Op.Dr. Hülya BOLU
Göz Hastalıkları Uzmanı



MULTIFOKAL GÖZİÇİ LENSLERİ


Yakını nasıl görürüz?

Normal gözde bulunan değişik kırıcı yüzeyler ve oküler ortam uzak mesafede bulunan nesneden kaynaklanan paralel ışınların retina üzerine düşmesini sağlar.Yakındaki cisimlerin görülebilmesi için ‘akomodasyon' ile gözün dioptirik gücünü artırması gerekir.

Akomodasyon esnasında oluşan purkinje görüntülerinin Helmholtz tarafından analiz edilmesi ile lensin arka kapsülünün fikse kaldığı ve kurvatüründe çok hafif artma olduğu, akomodasyon gücünün esas olarak lensin öne hareketi ve ön kapsülün santralinde kurvatürün artması ile saglandığı gösterilmiştir.

Genç erişkin lensinde korteks yumuşaktır ve elastik kapsül içerisinde kolaylıkla şekil verilebilir. Zonuler fibrillerin traksiyonu, lensin doğal eğilimi olan sferikşekli almasına engel olur. Akomodasyon esnasında ise siliyer kasların kasılması zonüllerde gerilimin azalmasına yol açar. Bu durumda lens öne doğru hareket eder ve elastik kapsül sayesinde lensin konveksitesi artar.

Yaşlanınca neden yakını göremeyiz?

Akomodasyonun amplitüdü çocukluk çağında en yüksektir ancak yaşamın ilerleyen dönemlerinde giderek azalır. Akomodasyondaki bu azalma populasyondaki her bireyde eşit seviyede olsa da kişilerin vizüel gereksinimi, aydınlatma miktarı, ilaç etkisi, pupilla boyutu ve kişinin genel sağlığı ile değişebilmektedir. Yakına bakış esnasında akomodasyondaki yetersizlik nedeni ile halsizlik, baş ağrısı gibi astenopik semptomların oluşmasına ‘prespiyopi' (yakını görememe) adı verilir.

Duane tarafından oluşturulan akomodasyon azalması eğrisine göre akomodasyon 40 yaşında azalmaya başlar 60 yaşında tamamen kaybolur.

Yakını görmek için kullanılan yöntemler nelerdir?

Prespiyopi(yakını görememe) tedavisinde kullanılan yöntemler; yakın okuma gözlükleri(monofokal,bifokal veya multifokal camlar), LTCK ve multifokal göziçi lensleridir.

Son günlerde kullanılan LTCK nedir, güvenilir bir yöntem midir?

Light Touch Condactive Keratoplasti(LTCK) +2.5 diyoptriye kadar hipermetropiyi tedavi için korneal termofotokoagülasyon ile başlayan, holmiyum ve erbiyum lazerle devam eden ve uzun dönem stabilitesinin olmadığı anlaşılan yöntemlerin devamıdır.Hastanın yakın görmesi düzeltilirken uzak görmesi bozulmaktadır. CK denen yöntemle korneanın daha derinlerine penetrasyon sağlandığı ve bu nedenle stabilitesinin daha iyi olabileceği varsayılmaktadır. Ancak kornea dinamik bir yapı olduğundan zamanla yapılan tedavinin etkinliği ortadan kalkmaktadır.Yapılan işleme bağlı olarak korneal astigmatizma oluşmaktadır.

Katarakt ameliyatından sonra neden yakını göremeyiz?

Katarakt cerrahisinde yapılan göziçi lens(GIL) implantasyonu yakın görme fonksiyonunda önemli derecede azalmaya yol açar. Çünkü göze implante edilen monofokal GIL akomodasyonda önemli derecede azalmaya yol açar.

Multifokal göziçi lensleri nedir avantajlari nelerdir?

Katarakt cerrahisinde kullanılan göziçi lenslerinin teknolojik gelişimi son yıllarda artmıştır. İlk olarak katlanamayan rigit lenslerin yerini zamanla katlanabilen lensler almıştır. Bütün bu lensler tek odakı olduklarından sadece istenen bir mesafeyi net olarak göstermektedir. Yakın veya uzak için gözlük kullanılması gerekmektedir. Son yıllarda multifokal lens teknolojisindeki gelişmeler artmıştır. En son olarak A.B.D. de Food and Drug Administration (FDA, gıda ve ilaçların denetimi ile ilgilenen ABD'deki en önemli kurum) 21 Mart 2005'te Alcon RESTOR® multifokal göziçi lensi kullanımına izin vermiştir. Bu multifokal göziçi lensinin gerek halka sayısının fazla oluşu gerekse teknolojisinin yüksek olması nedeniyle hasta, ameliyattan sonra hem uzağı hem yakını görmekle birlikte orta mesafeyi de görme şansına erişmiştir.

Katarakt cerrahisinde kullandığımız multifokal göziçi lensleri sayesinde hastalarımız uzak, orta ve yakın mesafeyi gözlüksüz olarak görmektedir. 40 yaşında başlayıp 45 yaşında daha belirgin olan prespiyopinin(yakını görememe) tedavisinde multifokal göziçi lensi kullanımı oldukça başarılı bir alternatiftir .Batigöz olarak; 7 aydır multifokal göziçi lenslerini kullanmaktayız. 100'ün üzerinde uyguladığımız hastalarımızın hepsi gözlüksüz olarak yakını ve uzağı görmenin keyfini çıkarmaktadır.

Op. Dr. Uğur ÜNSAL
Göz Hastalıkları Uzmanı


Ana Sayfa | Kısaca | Basında BatıGöz | İnsan Kaynakları | İletişim
Anlaşmalı Kurumlar | Tanı ve Tedaviler | Tetkik ve Cihazlar | Makaleler | İdari Kadro | Medikal Kadro | Randevu Talebi | Hasta Anketi